Fotografium Canon 600D veriyor!
Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarak Canon 600D Kit, Manfrotto 055XProb tripod ve Kata123Go-30 fotoğraf çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.
Linux Üzerine Bir İddia!
Bayanlar baylar, şöyle ki ablamla geçen gün işletim sistemlerinin geleceğinden konuşuyorduk, sonra iddiaya girdik. Ben diyorum ki 10 yıl sonra, Linux sürümleri en az Windows ve Mac OS kadar iyi, problemsiz, kullanışlı olacak ve çok yaygınlaşacak, Windows'un yerini alacak. O diyor ki olmaz böyle bir şey. Siz kimin tarafındasınız?
Eğer ben kaybedersem, ablama bir "Christian Louboutin" alacağım. Eğer o kayderse bana o zamanki Macbook'lardan alacak. Kimin tarafında olduğunuzu soruyorum, çünkü ona göre para biriktirmeye başlayacağım! (:Fikrinizi aşağıya veya http://ff.im/pW8nD 'da yorum olarak yazabilirsiniz! Teşekkürler!
Egebal - Bir Doğum Günü Hediyesi..
Anlamıyorum.. Gerçekten anlamıyorum..
Şimdi soruyorum böyle kişilere, niye böyle tuhaf davranıyorsunuz? Birini sadece bir müzik grubunu, bir markayı sevdiği için ona nasıl nefret besleyebiliyorsunuz? Çok uzun yazmak bile istemiyorum bu konuda. Ama artık bu iş öyle bir noktaya geldi ki..
Eskiden din, dil, ırk ayrımı yapılmasın denilirdi. Gördüğüm kadarıyla artık bu iş çok daha vahim noktalarda. İnsanlar o kadar "saçma" nedenlerle ayrılabiliyor ki.. Müzik tarzları, gruplar, özel hayat, düşünce tarzı, sevilen markalar, yaptığı iş vesaire vesaire. Bu aralar özellikle özel hayat ve zevklerine göre insanları ayırıp, onlarla dalga geçmek, laf sokmaya çalışmak çok "moda".
İşin komiği, tamamen atıyorum, bir markanın hayranlarından nefret edip onlarla uğraşanlar belki de bir tür müzik dinlediği için başkalarından benzer bir tepki alıyor. Veya insanları normalde hiç de bağlamayan özel hayatları birden çok ilgi alanlarına giriyor.
Gerçi, böyle bir yazıyı yazmakta olan ben, ya da böyle şeyler düşünen insanların fikirlerini azıcık da olsa değiştirmeye çalışan kişiler bile belki bilinçli, belki farkında olmadan başka konularda insanları ayırıyoruz. Olamaz mı?
Sosyal Mecralar'ın Gerçek Hayata Taşması!
Evet, sosyal medya / mecralar hayatımıza da taşıyor tabii. Buradaki insanlarla görüşürüyoruz, konuşuyoruz vesaire. Bunun çok güzel, iyi yanları da oluyor, kötü yanları da. Sosyal medyayı / mecraları başarılı ve iyi bir şekilde hayatına da taşıyabilen insanlara onlarca örnek verilebilir. Gerçekten kutlamak lazım onları zaten. Ama bugünlerde başıma gelen hiç de öyle olmayan bir tane malesef.
Konumuz ve ele alacağımız olayın başındaki kişi Umut Balkan ( http://friendfeed.com/umutbalkan ). Açıkçası kendisini birazdan koyacağım Ekran Görüntülerinde görebileceğiniz dışında tanımam etmem, bir de anlatacağım olay ve friendfeed'de bir kaç yorumda sohbet dışında. Neyse konumuza geçelim..
Efendim şimdi, ekran görüntülerinde de göreceğiniz gibi, Umut Balkan'ın benimle aynı okulda olan bir arkadaşı varmış. Kendisi bu arkadaşına sürekli Arman'ı soruyormuş öncelikle. Sonra beni sormaya başlamış. Ve arkadaşına, Umut'u bana çok yakışıklı, süper biri vesaire vesaire olarak anlatmasını rica etmiş. Arkadaşı bir süre sonra bu durumdan sıkılıp "Nerede tanıştınız bu kadar be oğlum, n'oluyoruz" tadında çıkışınca ona benimle bir gay arkadaşlık sitesinde tanıştığını ve benim gay olduğumu söylemiş. Friendfeed'de tanışmış olmamıza rağmen. İlk tanışmamızı da aşağıda görebileceksiniz ekran görüntülerinde. Arkadaşına durumu açıkladıktan sonra bunu yazmaya gerek duydum. Neden böyle bir yalan söylediğini, niye hakkımda böyle bir karalama yaratmaya çalıştığını da anlayabilmiş değilim.
Ama neymiş, sosyal mecralardaki her insana belli bir değer vermeyecekmişsin techmr.
Tabii umut +kimse kusura bakmasın, artık adını büyük harfle yazacak kadar saygınlığı kalmadı gözümde+ Friendfeed'i yanlış anlamış da olabilir. Oradaki herkese belli bir laf atmaya çalışmış da olabilir. Bakış açısı farkı olabilir. Ya da imrenmekten fazlası olmuş sanırım biraz (bkz. Ekran görüntüleri). Bilemeyiz. Zaten Gay'liği de bir karalama malzemesi olarak kullanmaya çalışmasından baya kafasının karışık olduğunu düşünüyorum. Neyse, ekran görüntülerini aşağıda bulabilirsiniz. İyi günler dilerim hepinize, umarım hiç biriniz böyle kişiler ve olaylarla karşılaşmazsınız.
Taze dipnotun notu, editleme, yenilik falan; Umut bundan sonra bana direkt mesaj atarak özür diledi. Arkadaşının onu yanlış anladığını bana da yanlış anlattığını ifade etti. Arkadaşıyla da bir daha görüşmediğim için bilemiyorum. Neye inanmalıyım bilemiyorum ama umurumda da değil.
:((:
Öncelikle smiley için Arman ( http://friendfeed.com/parman ) 'a çok teşekkür ederim. Mutsuzken beni güldürmek için "Artık başını sola değil, sağa yatır!" dediği için..
Güzel bir gündü başlangıçta.. Güzel şeyler oldu.. Çok eğlendim, mutlu oldum.. Kötü şeylerle beraber tabi ki. Kötü şeylersiz olur muymuş hiç? Aranan arkadaşların gelmemesi nasıl da sıkılmış olduğumu yeniden fark ettirdi galiba bana.. Başka arayacak kimse yok muydu? Tabii vardı. Ama çağırdığım iki insanın da gelmemesinden sonra düşündüm.. O an istediğin insanlarla olmadıktan, eğlenmedikten sonra.. Yüzlerce kişinin içinde yalnız olmaktan ne farkı vardı ki? Diğer arkadaşlarımı da severdim, ama onlarla görüşecek havamda pek değildim.. Yalnız bir şeyler yapmayı denedim.. İçimden bile gelmedi.. Sürekli kararsız kaldım.. Her gördüğüm yerde bir şeyler hatırladım.. Bazılarını hatırlamadım bile. Sıkıcıydı.. Ama beni mi sıkmıştı acaba, canımı mı..? Eski okuluma gittim sonra.. Bazı tanıdık yüzler gördüm.. Aslında ben şu "ileride burayı çok özleyeceğim"cilerden değildim. Bazen "özler miyim bilmiyorum" derdim.. Çok tuhaftı ama oraya gitmek.. Bir yıldır görmediğim, 8 yılımı geçirdiğim o yere.. Her yer çok tanıdıktı.. Bir o kadar da uzaktı.. Boş olduğunu tahmin etsem bile çekinerek çaldım öğretmenler odasının kapısını.. Açtım, kimse yoktu tanıdığım gerçi, değişmiş bir sürü öğretmen vardı okulumda.. Her yerinde hem de.. Tanıyanların yüzlerinde o şaşkınlık sonra gülümseme, adımı söylemeleri..Koridorlarda yürüdüm, karanlıklardı.. Merdivenlerden çıktım, soğuk, üzerinde minicik, öğrencilere merdivende hangi yönden çıkılır/inilir öğretmek için yapıştırılmış, ayak izleri olan merdivenleri.. Sınıflardaki sıraları.. Eskiden kocaman gelen o küçük kapıları.. Öğretmenlerimi.. Adlarını bile hatırlayamadım bazılarının.. Hepsinin branşları, ders anlatış şekilleri aklımdaydı tabii. Sanki gitmeyeli yıllar olmuştu.. Okulum her şeyiyle küçülmüştü sanki.. Yoksa ben mi büyümüştüm belki..
Turkcell'in SMS Paketlerindeki "Bir Ay" Kavramı
Sinirlenmek ve Özentiler, Taklitçiler Üzerine.
Bugün, artık sabrımı taşıran da bu oldu zaten. İnanılmaz sinirlendiğim şeylerden biri de, taklit edilmektir. Çoğu insan taklit edilmekten hoşlanır, "taklit edilecek kadar iyiyim" havası olduğunu söylerler.. Fakat.. Mümkün olduğunca özgün ve farklı olmaya çalışırım her zaman. Kendi tarzını, yaşamını oluşturmak olarak da bakılabilir tabi. Bu yüzden nefret ederim büyük oranda taklit edilmekten ve taklitçilerden. Ama malesef ki, onlardan bir miktar var başımda. Hele bazıları normal de, bir tanesi var.. "Ergenliğin verdiği taklit isteği" duygusuyla olduğunu söylüyor herkes ama.. Bununla örtbas edilecek gibi değil ki.
Bir insan, benimle arkadaş olanları iyice kendine çekmeye, benim yaptığım sporlara aniden başlama kararları vermeye, benim gittiğim yerlere gitmeye başlamaya, benim eşyalarımın aynılarından almaya falan başlarsa sinirlenirim tabii. Ha, bir de bunları hepsi tesadüfmüş, başkaları önermiş, kendiliğinden olmuş gibi davranılmaz ki! Hayır yani, ben istediğim mesleği söylediğimde anında 900 derecelik fliple o meslekle ilgili şeyler araştırılıp hakkında konuşularak o meslek istenmeye başlamaz ki !?! Adını daha ilk defa duyuyorsun be bir kere! Sonra bir de sana söyleyince yüzsüz yüzsüz "evet, senden duydum çok hoşuma gitti benim de ehuehe" diyemezsin yani. Oğlum -tamam pek sevmiyorum da - benim gitarımın aynısından 2 hafta sonra almak ne demek yaa!? Sonra sana sinirlenip çok sevdiğim o insanı sana bırakıp lanet olası hayatından çıkmaya çalışınca "aa n'oldu ki, niye trip atıyorsun" havalarına giremezsin. Bir de senden kurtulamayacağımı anlayıp, o üzülmesin diye seninle barışırsam, gelip senden nefret etmeme rağmen hem de, "sen trip atıyordun gör bakalım" diye trip atmaya başlayamazsın ya, yapamazsın bunu! İmrenilir tamam anlarım da, hem inanılmaz taklit edip hem de daha iyiymiş havalarına girmek.. İğrenç bir böcürt gibi geziniyorsun be resmen kafamda..Ama sen ben olamazsın, sok şunu kafana.. Ve çık git hayatımdan.. Çünkü daha fazla kalırsan, kötü olacak. Ve kalacaksın biliyorum. Ama.. Sen hiç bir zaman ben olamayacaksın. Buna izin vermeyeceğim. O yüzden sana, içimdeki bütün nefreti kusarak sadece şunu diyorum; --
Buğra "techmr" Bayrak - http://card.ly/techmr/
"Çeyizlik Filmler" - Ezgi Genç'ten Muhteşem Bir Sergi!
“Çeyizlik Filmler” sergisi açılıyor!
Ezgi Genç, malzemesi keçe olan el yapımı 3 boyutlu film afişlerinden oluşan ilk kişisel sergisini, 1 – 18 Nisan 2010 tarihlerinde Milk Gallery & Design Store’da açıyor.
Sevdiği 12 film için keçeden afişler üreten genç sanatçı, tasarımı giderek sıradanlaşan film afişlerine eğlenceli bir yorum katıyor. Hatta bazı afişleri hareketli tasarlayarak, filmlere sürpriz anlamlar yüklüyor.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Geleneksel Türk Sanatları Bölümü, Hat Anasanat Dalı öğrencisi olan Ezgi Genç’in “Çeyizlik Filmler” adını verdiği bu el emeği göz nuru film afiş sergisini, 1 – 18 Nisan 2010 tarihleri arasında, Milk Gallery & Design Store da pazar ve pazartesi hariç her gün, saat 13:00 – 19:00 arasında ziyaret edebilirsiniz.
Milk Gallery & Design Store:
Şahkulu Mah. Balkon Çıkmazı
No: 8/A Galata / Beyoğlu
T +90 212 251 57 97
GSM +90 532 564 87 66
Really, who are you?
Bi' smile yeter aslında susman hiç iyi gelmiyor bana şu durumda. Sessizlik can acıtıyor bazen. Daha ne kadar özür dileyebilirim ki senden, fazlası yokken...
Unutmuşsun bile, ama keşke, benim içinde bitebilse... Ama ağzını açmayan sen... Kimsin, merak ediyorum, söyle lütfen, gerçekten!
Bu kadarcık "iletişim" yetmiyor, yetemiyor, ama daha fazla da değildi isteyebileceğim - yapabileceğim.. Kendiliğinden de gitmedi, gitmiyor, ama ne yapmalıydım ki, zaman nehir gibi, doğru ama nehir gibi götürmüyor bazı şeyleri..
Gerçi "birine" okumayacağını bile bile bir şeyler karalamak, hem aptallık, hem senin dilini bilmeyenler arasında kendi kendine konuşmak gibi ya neyse.. :) -kendime gülüyorum.- [bu yazıyı kategorileyeceğim hatta bak şimdi, "kişisel - saçmalamalar - duygu kusulmuş" hıh, tam oldu. ]


