Fotografium Canon 600D veriyor!

Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarak Canon 600D Kit, Manfrotto 055XProb tripod ve Kata123Go-30 fotoğraf çantası kazanma şansı yakalayın! http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/ sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.

Linux Üzerine Bir İddia!

Bayanlar baylar, şöyle ki ablamla geçen gün işletim sistemlerinin geleceğinden konuşuyorduk, sonra iddiaya girdik. Ben diyorum ki 10 yıl sonra, Linux sürümleri en az Windows ve Mac OS kadar iyi, problemsiz, kullanışlı olacak ve çok yaygınlaşacak, Windows'un yerini alacak. O diyor ki olmaz böyle bir şey. Siz kimin tarafındasınız?


 

Mac-vs-linux-vs-win-custom
               
Louboutin

Eğer ben kaybedersem, ablama bir "Christian Louboutin" alacağım. Eğer o kayderse bana o zamanki Macbook'lardan alacak. Kimin tarafında olduğunuzu soruyorum, çünkü ona göre para biriktirmeye başlayacağım! (:

Fikrinizi aşağıya veya http://ff.im/pW8nD 'da yorum olarak yazabilirsiniz! Teşekkürler!

Egebal - Bir Doğum Günü Hediyesi..

  Çok tatlı, çok içten, çok düşünceli bir doğum günü hediyesi aldım bugün.. -Erken aslında, doğum günüm 27'si çünkü. Ama hiç problem değil..-  Başlayalım.

  Sabah saat 11 gibi, uyuyor iken kapı çaldı, kalkıp uykulu uykulu açtım. Adam kocaman bir paketi bana uzattı ve kağıdı imzalamamı istedi. Galiba uyku sersemliğiyle adama kağıtta "Teslim Alan" kısmını mı imzalamam gerektiği sordum. Düşünün yani nasıl yeni kalkmışım.

  Bu bir doğum günü hediyesiydi.. (E, yani!) İnternette, hatta gerçek hayatta bile, tanıştığıma en memnun ve mutlu olduğum kişilerden biri bana doğum günü hediyesi yollamıştı. Her moralim bozuk olduğunda düzelten, her şeyimi bilen, her anlattığımı dinleyen, yeri herkeslerden ayrı dostum. Manevi ablam. Uzak da olsa en yakınlarımdan.. Elime 350D'yi verip, "hadi bir şeyler çek, bak ama başladın mı bırakamazsın" diye uyarısını da yapıp, fotoğraf aşkıma, hatta 350D hastalığıma zaten giden fitili (yakmak ne kelime!) dinamitleyen insan (:

  Hediyeye gelince.. En sevdiğim şeydir biliyor musunuz, bir anlamı, önemi yani bir ruhu olan şeyler. Aldığım belki en güzel hediye. Belki en anlamlı. Bir önemi, bir kokusu dolayısıyla ruhu olan "bir şey" değil, "biri". Onun ismi "Egebal". (: Canım dostumun 4 yıldır hiç yanından ayırmadığı, birlikte uyuduğu, yeri gelince yastığı, yeri gelince en iyi dostu, sırdaşı (...) olan ayıcığı.. Üzerinde Özlem kokusu olan, çok tatlı ayıcık Egebal. Ve bir o kadar güzel mektup.

  Hediyeyi ilk öğrendiğimden beri (nihoho, zorla öğrenmiştim.) beni sarsıyor. Hayatımda bana değer verildiğini hissettirmek için yapılmış en şirin şeylerden biri. Artık aramızdaki bir şey. İyi ki varsın dostum, iyi ki varsın.. Ama ben artık gidip Egebal'ımızla oynamalıyım..

Anlamıyorum.. Gerçekten anlamıyorum..

     Evet, insanları ne olursa olsun, bir şeye göre ayırıp, onlara tuhaf tuhaf davrananları hiç anlamıyorum. Bu sıralar çok görmeye başladım bu insanlardan. Hepsiyle teke tek mücadele verip bazı şeyleri anlatmaya çalışan birileri oluyor, ama açıkası böyle tiplerle hiç uğraşmaya değmediği kanısındayım. Siz ne kadar laf etseniz, saatlerinizi harcasanız, gırtlak patlatsanız bile, çoğunun milim yerinden oynamayan, önyargı ile sağlamlaştırılmış görüşleri hiç değişmiyor. Bu yüzden böyle feedlere, tweetlere yorum bile yapmıyorum. Gerçi bir şeyler anlatmayı sonuna kadar sürdüren birileri olmazsa daha beter olurdu ya neyse.

      Şimdi soruyorum böyle kişilere, niye böyle tuhaf davranıyorsunuz? Birini sadece bir müzik grubunu, bir markayı sevdiği için ona nasıl nefret besleyebiliyorsunuz? Çok uzun yazmak bile istemiyorum bu konuda. Ama artık bu iş öyle bir noktaya geldi ki..

     Eskiden din, dil, ırk ayrımı yapılmasın denilirdi. Gördüğüm kadarıyla artık bu iş çok daha vahim noktalarda. İnsanlar o kadar "saçma" nedenlerle ayrılabiliyor ki.. Müzik tarzları, gruplar, özel hayat, düşünce tarzı, sevilen markalar, yaptığı iş vesaire vesaire. Bu aralar özellikle özel hayat ve zevklerine göre insanları ayırıp, onlarla dalga geçmek, laf sokmaya çalışmak çok "moda".

    İşin komiği, tamamen atıyorum, bir markanın hayranlarından nefret edip onlarla uğraşanlar belki de bir tür müzik dinlediği için başkalarından benzer bir tepki alıyor. Veya insanları normalde hiç de bağlamayan özel hayatları birden çok ilgi alanlarına giriyor.
Gerçi, böyle bir yazıyı yazmakta olan ben, ya da böyle şeyler düşünen insanların fikirlerini azıcık da olsa değiştirmeye çalışan kişiler bile belki bilinçli, belki farkında olmadan başka konularda insanları ayırıyoruz. Olamaz mı?

  Ayrıksılaşıyoruz, ve hoşgörülü bir toplum olmaktan uzaklaşıyoruz. Bir modern hayat cilvesi mi, yoksa yaşamın başlagıcından süregelen doğal bir olgu mu? Bilemiyorum. Ama çok da iyi bir şey olmadığı kesin. Özellikle insanlara kötü davranıldığı, onlardan nefret edildiği sürece.

Sosyal Mecralar'ın Gerçek Hayata Taşması!

Evet, sosyal medya / mecralar hayatımıza da taşıyor tabii. Buradaki insanlarla görüşürüyoruz, konuşuyoruz vesaire. Bunun çok güzel, iyi yanları da oluyor, kötü yanları da. Sosyal medyayı / mecraları başarılı ve iyi bir şekilde hayatına da taşıyabilen insanlara onlarca örnek verilebilir. Gerçekten kutlamak lazım onları zaten. Ama bugünlerde başıma gelen hiç de öyle olmayan bir tane malesef.
  Konumuz ve ele alacağımız olayın başındaki kişi Umut Balkan ( http://friendfeed.com/umutbalkan ). Açıkçası kendisini birazdan koyacağım Ekran Görüntülerinde görebileceğiniz dışında tanımam etmem, bir de anlatacağım olay ve friendfeed'de bir kaç yorumda sohbet dışında. Neyse konumuza geçelim..
  Efendim şimdi, ekran görüntülerinde de göreceğiniz gibi, Umut Balkan'ın benimle aynı okulda olan bir arkadaşı varmış. Kendisi bu arkadaşına sürekli Arman'ı soruyormuş öncelikle. Sonra beni sormaya başlamış. Ve arkadaşına, Umut'u bana çok yakışıklı, süper biri vesaire vesaire olarak anlatmasını rica etmiş. Arkadaşı bir süre sonra bu durumdan sıkılıp "Nerede tanıştınız bu kadar be oğlum, n'oluyoruz" tadında çıkışınca ona benimle bir gay arkadaşlık sitesinde tanıştığını ve benim gay olduğumu söylemiş. Friendfeed'de tanışmış olmamıza rağmen. İlk tanışmamızı da aşağıda görebileceksiniz ekran görüntülerinde. Arkadaşına durumu açıkladıktan sonra bunu yazmaya gerek duydum. Neden böyle bir yalan söylediğini, niye hakkımda böyle bir karalama yaratmaya çalıştığını da anlayabilmiş değilim.


 Ama neymiş, sosyal mecralardaki her insana belli bir değer vermeyecekmişsin techmr.

 
 Tabii umut +kimse kusura bakmasın, artık adını büyük harfle yazacak kadar saygınlığı kalmadı gözümde+ Friendfeed'i yanlış anlamış da olabilir. Oradaki herkese belli bir laf atmaya çalışmış da olabilir. Bakış açısı farkı olabilir. Ya da imrenmekten fazlası olmuş sanırım biraz (bkz. Ekran görüntüleri). Bilemeyiz. Zaten Gay'liği de bir karalama malzemesi olarak kullanmaya çalışmasından baya kafasının karışık olduğunu düşünüyorum. Neyse, ekran görüntülerini aşağıda bulabilirsiniz. İyi günler dilerim hepinize, umarım hiç biriniz böyle kişiler ve olaylarla karşılaşmazsınız.

Dipnot; Ekran görüntülerini kısmen kırpmak zorunda kaldım, sonuçta bunlar direkt mesajlar olduğu için insanlar kendi yazdıklarının görünmemesini isteyebilirdi. Ama malesef aynı hoşgörüyü umut'a gösteremeyeceğim. Üzgünüm dostlar. +İlk görüntü bir bildiri e-mail'ından çünkü o direkt mesajı ben okumadan silmişti.+

Taze dipnotun notu, editleme, yenilik falan; Umut bundan sonra bana direkt mesaj atarak özür diledi. Arkadaşının onu yanlış anladığını bana da yanlış anlattığını ifade etti. Arkadaşıyla da bir daha görüşmediğim için bilemiyorum. Neye inanmalıyım bilemiyorum ama umurumda da değil.

(download)

:((:

Öncelikle smiley için Arman ( http://friendfeed.com/parman ) 'a çok teşekkür ederim. Mutsuzken beni güldürmek için "Artık başını sola değil, sağa yatır!" dediği için..

  Güzel bir gündü başlangıçta.. Güzel şeyler oldu.. Çok eğlendim, mutlu oldum.. Kötü şeylerle beraber tabi ki. Kötü şeylersiz olur muymuş hiç?

  Aranan arkadaşların gelmemesi nasıl da sıkılmış olduğumu yeniden fark ettirdi galiba bana.. Başka arayacak kimse yok muydu? Tabii vardı. Ama çağırdığım iki insanın da gelmemesinden sonra düşündüm.. O an istediğin insanlarla olmadıktan, eğlenmedikten sonra.. Yüzlerce kişinin içinde yalnız olmaktan ne farkı vardı ki? Diğer arkadaşlarımı da severdim, ama onlarla görüşecek havamda pek değildim.. Yalnız bir şeyler yapmayı denedim.. İçimden bile gelmedi.. Sürekli kararsız kaldım.. Her gördüğüm yerde bir şeyler hatırladım.. Bazılarını hatırlamadım bile. Sıkıcıydı.. Ama beni mi sıkmıştı acaba, canımı mı..?

 Eski okuluma gittim sonra.. Bazı tanıdık yüzler gördüm.. Aslında ben şu "ileride burayı çok özleyeceğim"cilerden değildim. Bazen "özler miyim bilmiyorum" derdim.. Çok tuhaftı ama oraya gitmek.. Bir yıldır görmediğim, 8 yılımı geçirdiğim o yere.. Her yer çok tanıdıktı.. Bir o kadar da uzaktı.. Boş olduğunu tahmin etsem bile çekinerek çaldım öğretmenler odasının kapısını.. Açtım, kimse yoktu tanıdığım gerçi, değişmiş bir sürü öğretmen vardı okulumda.. Her yerinde hem de.. Tanıyanların yüzlerinde o şaşkınlık sonra gülümseme, adımı söylemeleri.. 
  Koridorlarda yürüdüm, karanlıklardı.. Merdivenlerden çıktım, soğuk, üzerinde minicik, öğrencilere merdivende hangi yönden çıkılır/inilir öğretmek için yapıştırılmış, ayak izleri olan merdivenleri.. Sınıflardaki sıraları.. Eskiden kocaman gelen o küçük kapıları.. Öğretmenlerimi.. Adlarını bile hatırlayamadım bazılarının.. Hepsinin branşları, ders anlatış şekilleri aklımdaydı tabii. Sanki gitmeyeli yıllar olmuştu.. Okulum her şeyiyle küçülmüştü sanki.. Yoksa ben mi büyümüştüm belki..

Turkcell'in SMS Paketlerindeki "Bir Ay" Kavramı

Bugün telefonumda kredi bittiği için öğlene doğru kredi yükledim, sonra akşam arkadaşıma mesaj atmadan önce Turkcell'in yakın zamanlarda yolladığı, reklam içerikli mesajda belirttiği "**Bir aylık**, her yöne 1000 SMS 10 TL" pakedi aklıma geldi, fiyatı iyi olduğu için almaya karar verdim, yönergeleri uyguladım ve kısa bir sürede paket hattıma tanımlandı, buraya kadar her şey güzeldi. Ama daha sonra arkadaşıma mesaj yolladıktan sonra kalan mesaj sayısı ve pakedin son kullanma tarihi gibi bilgilerin olduğu ekranda bir şey gözüme takıldı. Daha pakedi bir kaç dakika önce tanımlamama rağmen son kullanma tarihi 20.06.10 olarak gözüküyordu. "Acaba tarihi mi yanlış biliyorum ben" diye bir bakayım dedim, hayır, bugünün tarihi de 21.05.10'du. Sanıyorum artık eskisi gibi "bir ay" dedikleri pakette sonraki ayın aynı günü olarak değil de, farklı bir yöntemle hesaplıyorlar. Yanılmıyorsam internette daha önce böyle bir şeyler okumuştum, şimdi başıma gelince yazayım dedim. Eğer eski yöntemle önceden hesaplayarak mesaj paketi alıyorsanız dikkat edin siz de sayın okuyucular.

Not: Tabi ki ben de yanılıyor olabilirim, çok üzerinde durmadım sadece yazmak istedim. Sistemde bir hata olması ihtimaline karşı "turkcell"e de bunu yollamayı düşünüyorum. Sanıyorum ki sadece bir hesaplama yöntemi farklılığı var, zaten gerekli bilgilendirmeyi yapacaklarını tahmin ediyorum.

Sinirlenmek ve Özentiler, Taklitçiler Üzerine.

 Normalde ne kolay sinirlenen, ne de zorbalar dışında birilerinden inanılmaz nefret eden bi' insan değilimdir. Gayet sakin, kendince yaşayan biriyim işte. Ama sinir olduğum, beni deli eden bir tür daha var. Taklitçiler, özentiler. Hadi özentileri geçtim, bir nebze. Taklitçiler.. Ah onlar..
 
Bugün, artık sabrımı taşıran da bu oldu zaten. İnanılmaz sinirlendiğim şeylerden biri de, taklit edilmektir. Çoğu insan taklit edilmekten hoşlanır, "taklit edilecek kadar iyiyim" havası olduğunu söylerler.. Fakat.. Mümkün olduğunca özgün ve farklı olmaya çalışırım her zaman. Kendi tarzını, yaşamını oluşturmak olarak da bakılabilir tabi. Bu yüzden nefret ederim büyük oranda taklit edilmekten ve taklitçilerden. Ama malesef ki, onlardan bir miktar var başımda. Hele bazıları normal de, bir tanesi var.. "Ergenliğin verdiği taklit isteği" duygusuyla olduğunu söylüyor herkes ama.. Bununla örtbas edilecek gibi değil ki.
 
Bir insan, benimle arkadaş olanları iyice kendine çekmeye, benim yaptığım sporlara aniden başlama kararları vermeye, benim gittiğim yerlere gitmeye başlamaya, benim eşyalarımın aynılarından almaya falan başlarsa sinirlenirim tabii. Ha, bir de bunları hepsi tesadüfmüş, başkaları önermiş, kendiliğinden olmuş gibi davranılmaz ki! Hayır yani, ben istediğim mesleği söylediğimde anında 900 derecelik fliple o meslekle ilgili şeyler araştırılıp hakkında konuşularak o meslek istenmeye başlamaz ki !?! Adını daha ilk defa duyuyorsun be bir kere! Sonra bir de sana söyleyince yüzsüz yüzsüz "evet, senden duydum çok hoşuma gitti benim de ehuehe" diyemezsin yani. Oğlum -tamam pek sevmiyorum da - benim gitarımın aynısından 2 hafta sonra almak ne demek yaa!?

 Sonra sana sinirlenip çok sevdiğim o insanı sana bırakıp lanet olası hayatından çıkmaya çalışınca "aa n'oldu ki, niye trip atıyorsun" havalarına giremezsin. Bir de senden kurtulamayacağımı anlayıp, o üzülmesin diye seninle barışırsam, gelip senden nefret etmeme rağmen hem de, "sen trip atıyordun gör bakalım" diye trip atmaya başlayamazsın ya, yapamazsın bunu! İmrenilir tamam anlarım da, hem inanılmaz taklit edip hem de daha iyiymiş havalarına girmek.. İğrenç bir böcürt gibi geziniyorsun be resmen kafamda..Ama sen ben olamazsın, sok şunu kafana.. Ve çık git hayatımdan..

 Çünkü daha fazla kalırsan, kötü olacak. Ve kalacaksın biliyorum. Ama.. Sen hiç bir zaman ben olamayacaksın. Buna izin vermeyeceğim. O yüzden sana, içimdeki bütün nefreti kusarak sadece şunu diyorum;

-- 
Buğra "techmr" Bayrak - http://card.ly/techmr/

"Çeyizlik Filmler" - Ezgi Genç'ten Muhteşem Bir Sergi!

Öncelikle... Fotoğraflar ve afişten sezilse bile, söylemeden geçemeyeceğim.. Bu 1 Nisan'da internette şaka yapmaya hiç mi hiiç uğraşmayın. Sosyal mecraları gölgeleyecek bir sergi olacak gibi.. Çok tatlılar ya! Şimdi sizi basın bülteni, afiş ve fotoğraflarla yalnız bırakayım.. :) Unutmadan, harika afişi de "sevimli şeyler çizeri"miz Bengi Gençer çizmiş, ellerine sağlık! :)

Çeyizlik Filmler” sergisi açılıyor!


Ezgi Genç, malzemesi keçe olan el yapımı 3 boyutlu film afişlerinden oluşan ilk kişisel sergisini, 1 – 18 Nisan 2010 tarihlerinde Milk Gallery & Design Store’da açıyor.


Sevdiği 12 film için keçeden afişler üreten genç sanatçı, tasarımı giderek sıradanlaşan film afişlerine eğlenceli bir yorum katıyor. Hatta bazı afişleri hareketli tasarlayarak, filmlere sürpriz anlamlar yüklüyor.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Geleneksel Türk Sanatları Bölümü, Hat Anasanat Dalı öğrencisi olan Ezgi Genç’in “Çeyizlik Filmler” adını verdiği bu el emeği göz nuru film afiş sergisini, 1 – 18 Nisan 2010 tarihleri arasında, Milk Gallery & Design Store da pazar ve pazartesi hariç her gün, saat 13:00 – 19:00 arasında ziyaret edebilirsiniz.


Milk Gallery & Design Store:

Şahkulu Mah. Balkon Çıkmazı 
No: 8/A Galata / Beyoğlu 
T +90 212 251 57 97 
GSM +90 532 564 87 66 
 



(download)

Really, who are you?

...
 Bi' smile yeter aslında susman hiç iyi gelmiyor bana şu durumda. Sessizlik can acıtıyor bazen. Daha ne kadar özür dileyebilirim ki senden, fazlası yokken...
 Unutmuşsun bile, ama keşke, benim içinde bitebilse... Ama ağzını açmayan sen... Kimsin, merak ediyorum, söyle lütfen, gerçekten!
 Bu kadarcık "iletişim" yetmiyor, yetemiyor, ama daha fazla da değildi isteyebileceğim - yapabileceğim.. Kendiliğinden de gitmedi, gitmiyor, ama ne yapmalıydım ki, zaman nehir gibi, doğru ama nehir gibi götürmüyor bazı şeyleri..
 Gerçi "birine" okumayacağını bile bile bir şeyler karalamak, hem aptallık, hem senin dilini bilmeyenler arasında kendi kendine konuşmak gibi ya neyse.. :) -kendime gülüyorum.-

[bu yazıyı kategorileyeceğim hatta bak şimdi, "kişisel - saçmalamalar - duygu kusulmuş" hıh, tam oldu. ]